Toplumun en temel yapı taşlarından biri olan eğitimli emek, bugün ekonomik ve ahlaki bir erozyonun tam ortasında yer alıyor. Üniversite mezunu olmak artık bir güvence değil; aksine, sistemin dışına itilmenin ön koşulu haline gelmiş durumda. Kamuda çalışan öğretmen, akademisyen, mühendis, doktor gibi kariyer meslek sahipleri, yıllardır enflasyonun altında ezilen maaşlarla yaşam mücadelesi veriyor. Bu durum yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda felsefi bir çöküşün de göstergesi.
Postmodern çağın filozoflarından Jean-François Lyotard, bilginin artık bir “meta” olduğunu söyler. Üniversiteler, araştırma merkezleri ve kamu kurumları, bilgi üretmek için değil; pazar için bilgi üretmek üzere yapılandırılmıştır. Bu dönüşüm, eğitimli emeğin ahlaki değerini zayıflatmakta, onu yalnızca teknik bir araç haline getirmektedir.
Michel Foucault’ya göre bilgi, iktidarın bir aracıdır. Eğitimli birey, sistemin içinde kaldıkça bilgiyi özgürleştirmek yerine denetim mekanizmasının bir parçası haline gelir. Bugün kamu politikaları, eğitimli bireyi ödüllendirmek yerine cezalandırıyor. Bu, yalnızca bireyin değil, toplumun da entelektüel kapasitesini törpülüyor.
John Rawls’un “fırsat eşitliği” ilkesi, eğitimli bireyin topluma katkı sunabilmesi için temel bir koşuldur. Ancak fırsatlar eşit değilse, eğitimli emek sistemin yükünü taşır ama karşılığını alamaz. Bu da toplumsal adaletin yalnızca bir söylem olarak kalmasına neden olur. Eğitimli emeğin değersizleşmesi, yalnızca bireysel bir sorun değildir. Bu süreç:
- Kamusal aklın gerilemesine,
- Bilgiye dayalı politika üretiminin yok olmasına,
- Beyin göçünün hızlanmasına,
- Ve nihayetinde demokratik değerlerin erozyonuna yol açar.
Bugün Türkiye’de en iyi üniversitelerden mezun olan gençler yurtdışına gitmeyi tercih ediyor. Çünkü bilgiye verilen değer, artık başka coğrafyalarda daha yüksek. Bu yalnızca bir göç değil; bir vicdan ve akıl kaybıdır.
Son Söz
Eğitimli emek, toplumun vicdanı ve aklıdır. Onu değersizleştirmek, yalnızca bireyi değil; geleceği, umudu ve adaleti de değersizleştirmektir. Bilgiye ve emeğe yeniden değer vermek, yalnızca ekonomik değil; etik bir zorunluluktur.
